• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2018-03-07
  • Zilan Efrîn, savaş görmüş göçmen bir kadın, yaşadıklarını konuştuk

    Alınteri: Sizi tanıyabilir miyiz?

     Zilan Efrin, 26 yaşındayım. Evliyim ve iki kızım var. Efrinliyim. İki yıl önce Almanya'ya geldim. 


    Alınteri: Suriye'deki kirli savaşa dair ne söylersin?

     Zilan Efrin: 7 yıldır bir savaş ve cehennem ortamı var orada. O cehennemde çocuklarımı da alıp kaçtım. Tüm Suriye'de DAİŞ barbarlığını yaşadık. Yaşanıyor da hala... Katiller Rojava'ya yöneldiğinde de bir korku oldu bizde haliyle. Rojava'da gelişen halk devrimiyle beraber hem kadın olarak YPJ gücünün kurulması, örgütlenmesi kadınlarda bir gücü açığa çıkardı. DAİŞ barbarlığına karşı güçlü bir direniş sergilenerek tehlike bertaraf edildi. Savaş ilk başta biz kadınların içinde bir korku saldı. Çünkü her yönüyle en çok bizi etkiledi. Özellikle çocuk sahibi olan kadınlar daha çok çocukları için korktu. Aynı zamanda, YPG ve YPJ örgütlenmesi bizlere güç verdi. Onların DAİŞ karşısında kahramanca savaşmaları hepimize güç ve güven verdi. Tabii Rojava'da DAİŞ'in temizlenmesi yetmedi, şimdi de Erdoğan çeteleriyle Efrin'e saldırıyor. O da DAİŞ gibi cevabını alacaktır. 


    Alınteri: Bir kadın olarak DAİŞ barbarlığına dair söylemek istediğin var mı?

     Zilan Efrin: İlk Kobané'ye saldırıyı duyduğumuzda içimizi tabii ki bir korku aldı. Müslümanlık adı altında “gerçek İslamı biz temsil ediyoruz” diyerek büyük bir vahşet yaşattılar. Asıl amaçları biz Kürtleri yok etmekti. Ama bir gerçeklik vardı; Kürtlerin topraklarında var olan bir gerçeklik vardı, her dilde, her inançta insanlar yaşıyordu. Öyle kuru bir şekilde ben İslamım, ben Müslümanım adı altında kafaları kesip, kadınlara tecavüz edip onları pazarlarda satlığa çıkartmaları, tecavüz kültürünü yaygınlaştırma vardı; bu da insanlarda bir korku yaşatıyordu. Bu korku bende ve yakınımda bulunan kadınlarda da oluştu. Gelirlerse, çocuklarımızı, erkeklerimizi öldürürlerse biz tabii ki kendimizi, toprağımızı savunacaktık en kötü durumda onların eline geçmektense kendi kendimizi öldürürdük. 


    Alınteri: DAİŞ'in korkusu YPJ ve büyük bir direniş. YPJ'ye katılmayı düşünmedin mi?

     Zilan Efrin: Bize güç ve güven veren bir hareket. Cehennem ortamında umudumuz oldu. Çevremde YPJ'ye katılan çok oldu. Hepsi de ülkemizi ve halkımızı savunma adına katıldı. Ben de katılmayı çok düşündüm ama çocuğum daha çok küçüktü. Çocuğum olmasaydı benim de tek yapacağım şeydi savaşmak.


    Alınteri: Almanya'ya gelme kararını nasıl aldın?

     Zilan Efrin: Almanya'ya eşim ve iki çocuğumla birlikte geldim. Tabii ki buna karar vermek ve yapmak benim için büyük bir acıydı. Fakat ben bir anne olarak, savaş koşullarından kaynaklı çocuklarımı savaşsız bir ortamda büyütmek onların geleceğini düşünmek zorundaydım. Bu bir kaçış olarak yorumlanabilir ama birçok yakınımı kaybettim. Daha 2 hafta önce eşimin bir yakını QSD militanı olarak şehit düştü. Her taraf bombalanıyor, hastaneler, evlerimiz... Geleceğimiz diye bir şey kalmıyordu; ben de çocuğumun geleceği için savaş ortamından çıkmaya karar verip yurdumdan, toprağımdan kopup önce Irak'a geçtim. Ondan sonra da Avrupa yollarına düşüp buralara geldim.


    Alınteri: Efrin'den Köln'e gelişinde ne gibi sorunlar yaşadın?

     Zilan Efrin: Savaşla birlikte yaşadığımız her şey ayrı eziyet yaşattı bize. Irak'a oradan Türkiye ve Avrupa... Saatlerce yürüdük, özellikle Irak ve Türkiye geçişinde 12 saat yürüdük; kadınlar ayrı yerde erkekler ayrı yerlerde geçişler yapıldı. Çocuğumun olması beni daha da zorluyordu. Yapacak başka bir şey de yoktu zaten. Türkiye'de bir süre kaldıktan sonra Avrupa'ya çıkmaya hazırlandık. Çok sayıda insanın batan botlarda boğulduklarını duyuyorduk. Yollarda öldüklerini duyuyorduk başka çaremiz yoktu. Ölümden kaçarken başka bir ölümle burun burunaydık...


    Alınteri: Almanya umutlarına cevap oldu mu?

     Zilan Efrin: Savaş ortamında her zaman hayal kurma şansın olmuyor. Bazen de, “biz niye bu acıları yaşıyoruz,” diye isyan ediyordum. Ama hep şu aklımdaydı. Çocuklarımı savaşın olmadığı, insanların birbirlerini sevdiği saygı duyduğu ortamlarda büyütmek... Bunu da Avrupa ortamında, demokrasinin olduğu yerde yapacağımı düşünmüştüm. Tabii bunla oldu mu? Buraya geldiğim dönemde ikinci çocuğuma hamileydim. Geldiğimden beri kampta kalıyorum. Bir yıl sonra ancak mahkemeye çıkartıldık. Ve ilticamız daha yeni kabul edildi.Tuvaletin banyonun ortak kullanıldığı bir yer. İlticaya başvurduğumuz dönemde birebir olumsuz bir şeyle karşılaşmadım. Dilini bilmiyorsun, konuşmalar tercüman aracılığıyla yapılıyor. Daha sonraları biraz onları anlamaya başladığında aslında çok inceden seni küçümsemeleri, rencide edici davranışlar, onur kırıcı hareketleri hissediyorsun. Ama biz kendi topraklarımızda barınamadık ki, bunlar bize niye iyi davransınlar... insanda bu çelişkiler oluyor. O yüzden bir şey diyemiyorsun. 

     

    Alınteri: Sence demek gerekmez mi?

     Zilan Efrin: Belki de demek gerekir. Ama ruhumuz kırılmış. Duygularımız parçalanmış. Ben hep kendi ülkemle kıyasladım. “Bunlar bize bakmak zorunda değil” diye düşündüm. Belki Almanca bilsem daha farklı olabilirdi.

     

    Alınteri: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşıyor. Ne söylemek istersin?

     Zilan Efrin: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü, tüm ezilen kadınların gününü kutluyorum. Bizi biz yapan başta savaşçı kadınlarımızın gününü kutluyorum. Bütün kadınların önderlik etrafında kenetlenmeye, özgürlüğüne sahip çıkmaya çağırıyorum. Herkese “Xwebun xwepanastın” yani “Kendin ol, kendini savun!” demek istiyorum.