• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2018-03-09
  • "Hiçbir hakareti, hiçbir dayağı hak etmiyoruz..."

    Hatay İskenderun'da doğdum büyüdüm modern bir aile yapısı ile yetiştim. Babamın hastalıkları peşimi hiç bırakmadı liseden sonra üniversiteyi kazanmama rağmen gidemedim, çalışıp ailemin sorumluluğunu üzerime aldım. Biz dört kardeşiz üç kardeşimi büyüttüm okuttum.

     

    Gençliğim boyunca 1 kez bile umutsuzluk anı yaşamadım, her konuda mücadelem devam etti. Oldukça kalabalık bir sosyal çevrem vardı. Mutlu, kendine son derece güvenen, özgüveni tam olan bir karakterim oldu.

     

    Erkek kardeşim askerden döndü, işini ayarladık ve ben bir karar aldım; “Artık evleneceğim” dedim. O yıl içinde eşimle tanıştım, onu, İstanbul'da yalnız yaşayan, kendi ayakları üzerinde duran, çalışkan bir insan olarak tanıdım. “Tamam,” dedim, “biz ikimiz bir olabiliriz...” Evlendik.

     

    Eşim Alevi ben ise Sünni mezhebindendik. Biz Hatay'da medeniyetlerin bir arada yaşadığı bir toplumuz. Komşularımız Hıristiyan, Alevi, Yahudi, Sünni... onlarla birlikte büyüdük. Ötekileşme, ayrışma olmazdı ama iş evliliğe geldiğinde herkeste olduğu gibi bizde de onlarda da tutuculuk oldu. İlk kavgalarımız böyle başladı, sonra sevgi ağır bastı herkes kabullendi ve biz evlendik.

     

    Zaman içerisinde hayata bakış açılarımızda farklılıklar olduğu gördük biz aynı dili konuşup birbirimizi anlamayan insanlara dönüştük. İletişim kuramıyor, içimizdeki öfkeleri dışa vuruyorduk. Bir aylık evliydik ama evlilik öncesi gururumuza dokunan sebeplerden tartışıyorduk. Elimdeki vazoyu yere attım, odadan içeriye bir hayvan geldi ilk tokadımı yemiştim.

     

    Omuzuma darbeleri yemiştim, neye uğradığımı şaşırmıştım, bir erkekten dayak yemek nasıl bir şeydi düşünemiyordum. Öldüm sandım bana vurduğunda, yüzündeki öfke ifadesini hiç unutmadım, canım acıyordu gururum paramparça olmuştu. Ayağa kalktım, çantamı aldım, ayakkabılarımı giyerken geldi, kapıyı kilitledi ve anahtarı cebine koydu. Balkona çıktım kendimi balkona kilitledim; korkuyordum, 'kiminle evliydim, bu adam kim, bu işi nasıl bitireceğim, bu evden nasıl çıkacağım' diye düşünerek sabah oldu. Balkonun kapısının önünde bekliyordu. “Gir içeri, hasta olacaksın” diyor. Sesi o kadar şefkatli o kadar yumuşaktı ki... Girdim, isarıldı benimle, ağladı özür diledi: “Bir daha olmayacak, elim kırılsın, ben kendimi tanıyamıyorum” dedi. İlk fedakarlığı sevgi var pişmanlık var diye yapmıştım. Ama hiçbir şey değişmedi. Çocuğumuz oldu. Her karşı düşüncemde, her fikir ayrılığımızda eğer ben konuşmaya, savunmaya devam ediyorsam o tokatları hep yedim.

     

    Elimde 1 yaşında bir çocuk topladım valizimi ailemin yanına gittim 'bir daha dönmeyeceğim' diye... Toplum, “Çocuk aileyle büyümeli, toparlarsınız, düzelir, biz konuşuruz, böyle olmaz, çocuk perişan olur, babasız büyütme çocuğu” diye en zayıf yerimden darbeyi yemiştim. Gözyaşlarımla tekrar İstanbul'a döndüm, çok güzel karşılandım, eşim döndüğüm için çok mutluydu.

     

    Ama ben toparlanamıyordum, ayrılmak istiyorum çocuktan dolayı çalışmıyordum, hayatımda hiç evde oturmamıştım, şimdi bir çocuk, bir koca ve hiç tanımadığım bir şehirde yalnız hissediyordum ,çaresiz hissediyordum, korkuyordum... Kendine güvenen, özgüveni sonsuz olan kız nereye gitmişti bilmiyordum ama artık dönmüştüm. Artık ayrılık kararını bir kenara bırakmıştım. Yapmam gereken 3 yaşına kadar bu çocuğu büyütmek, sonra kreşe vermekti.

     

    Sonra çalışmaya başlamak, ayaklarımın üzerinde durmak ve bu süreçte evliliğim düzelirse devam etmek ama düzelmezse bitirme kararını almıştım.

     

    Eşim neden böyle davranıyordu, beni çok seviyor ama öfkesine hakim olamıyordu; karşıt düşüncede olunması onu neden bu kadar delirtiyor sabır gösteremiyordu?! Kendi yaşadıklarını değerlendirdiğimde, çok çalışan, iş hayatı onu yoran bir adam. Öğretmen, herkese sabrı var; çocuklara, velilere, çocuğuna... ama bana gelince zerre kadar tahammül edemiyor... Direkt ya sözlü ya da fiziken ederek şiddet uyguluyor, ağzına geleni rahatlıkla söylüyordu.

     

    Çünkü, “Arzu asla gidemez, ben bu kadar laf bu kadar şiddet uyguladım buna rağmen gitmedi çünkü ayakları üzerinde duramaz, çünkü çocuğu babasız büyütmez ne yapacak, nasıl yapar? Çalışsa çocuğa kim bakar, nasıl kira öder, yapamaz...” diye düşünüyor ve bunun verdiği özgüvenle bilinçli ya da bilinçsiz yapacağını yaptı.

     

    Eğitimli ve itiraz eden bir kadın olman sadece dayak yemeni çoğaltıyor eğer bir karar alamıyorsan... Çünkü sen karşılık veremiyorsun, evet eğitimlisin, konuşmayı itiraz etmeyi biliyorsun. Savaşırım sonuna kadar, ama karşında öfke nöbeti geçiren bir adam çıktığında senin eğitimli sözlerin havada kalıyor. Çünkü güç olarak onunla savaşamıyorsun o sana vururken sen ona vuramayorsun, zihnin şiddetin yanlış olduğunu, yanlışa yanlış yaparak cevap vermemek gerektiğini söylüyor.

     

    Yıllar sonra hakaretleri, iftiraları arttı; bu kez, kavgalar beni aldatıyorsunlara dönüştü. Beni kadınlık gururumla incitiyor, ispatlar istiyordu. Eğer ispat edersem kurtuluyorum bir dahaki şüphesine kadar... Bir iki üç ispattan sonra “sana artık namusumu ispat etmeyeceğim”ler başlayınca bu kez itiraf edeceksin o zaman deyip yine dayak yediğimde gözüm kararmış benlikten çıkmış ben de ona saldırıp vurmaya başlamıştım.

     

    Olaylar konular hiç değişmedi, böyle devam etti; ben karar almıştım bir daha asla bu şekilde kontrolsüz olmayacaktım.

     

    Yıllar geçti çalışmaya başlamıştım, çocuğum küçük, ailem yok; evet M. Ali haklıydı tek başıma aldığım maaş ile kira ödeyip çocuğuma bakamazdım. Aileme gitsem çocuğum babadan uzak kalacaktı. Şartlarımı düzeltmeye kararlıydım. Vazgeçmedim, bunalımlara girdim, yaşam koçu arkadaşlarımdan destek aldım, oğlum büyüdü. Bizim evlilikte değişen hiçbir şey olmamıştı, oğlumun önünde yine bir iftiraya uğramış, İspat istenmiş, ispatlamama rağmen bana inanmayan öfkeden gözü dönmüş bir adadan dayak yiyordum. Oğlumun çığlıkları kulaklarımdan gitmiyordu, ayağa kalktım, mutluydum hem de çok mutluydum. Çünkü yediğim son dayaktı, oğluma sarıldım “ben iyiyim, hava alıp geleceğim” dedim. Evden çıktım. Önce karakola, sonra hastaneye gidip darp raporu aldım, şikayetçi oldum.

     

    Ertesi gün çalıştığım bölgede kiralık ev aramaya başladım. 1 ay içinde evi buldum, işyerimden maddi kısmını avans alarak arkadaşlarımdan, ailemden nakit paralar alarak evi kurdum. Boşanmak için avukata başvurdum, çok huzurluydum. Taşındım, oğlum yanımda, babasıyla haftalık görüşme saatlerini belirledik, nafaka vermeyeceğini, çocuğunun eğitimini üstleneceğini söyledi. Bu şekilde anlaştık, 4 Nisan mahkeme kararı alındı.

     

    Şimdi ne hissediyorum, çok mutluyum... Artık kararlıyım, kararımın arkasında durabilecek gücü kendimde buluyorum. Bu kadar hakareti ettirdiğim için kendime kızgınım! O ilk tokadı attığında çekip gitmeliydim ama utandım, “1 aylık evlisin, ne yaptın, dilin durmadı, susmadın... erkek karşısında bu kadar konuşulmaz” denecekti. Evliliği dişi kuş yapar, kadın beceremedi; ne olacak artık dul kadın olursun, seni rahat bırakmazlar, çocuğunla ortalığa düşersin…” diyeceklerdi.


    Ne kadar eğitimli olursan ol maddi gücün yoksa çalışmayan bir kadınsan kendine güvenin yok oluyor. Toplum da, aile de, devlet de destek olamıyor kadına; her türlü iftirayı atıp her türlü baskıyı yaratıyor. Güvenli ortamda değilsen zayıf kalıyorsun.

     

    Kendime soruyorum; “Bu sen misin Arzu? Sen kimsin? Sen ayakları üzerinde duran, her türlü kararı alıp uygulayıp yürüten bir kadınsın. Ne zaman karşındakine benzemeye başladın, nasıl sindiriyorsun bütün bunları? Ayağa kalk, silkelen ve kendin ol! Dimdik dur, çalışabilen güçlü bir kadınsın, bu laf salataları mı gözünü korkutacak? Çocuk, aile içinde şiddet olan bir ortamda daha mı mutlu? Duymuyor musun çığlıklarını” dedim ve yola çıktım. İlk adımı atınca gerisi geliyor.

     

    Psikolojimin çok bozulduğunu gördüm, işe buradan başladım. Daha çok çevremdeki arkadaşlarımla görüşmeye, sosyalleşmeye başladım. Evde ağlamak yerine dışarı çıkıp dünyaya baktım. Yaşam koçlarından destek aldım, nefes terapileri yapıp hayat enerjimi yakaladım. Kendimi düzelttiğimde, kendimi bulduğumda çok daha rahat karar aldım ve uyguladım. Ailem destekledi, boşanma konusunda hep arkamda oldular, hep yanımda oldular. Onların desteği inanın kadın için çok önemli; yalnız olmadığınızı hissettiriyorlar.

     

    Kadınlar mutlaka çalışıp mutlaka okumalı! Kendimize saygı duymalıyız, biz hiçbir hakareti, hiçbir dayağı hak etmiyoruz! Bunu kendimize asla yaptırmamalıyız; size yapılan yanlışı kabullenmeyin, bir adım mutlaka atın gerisi geliyor

     

    Kadınlar asla susmayın!

    Sizi kimsenin susturmasına izin vermeyin!