• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2018-03-07
  • Kadınlarla Dayanışma Vakfı Suriyeli mülteci kadınların katılımıyla 8 Mart için bir etkinlik düzenledi

    Pelin Özkaptan

     

    Dayanışmayı büyütmeyi amaçlayan etkinlikte kadınlar Arapça, Kürtçe ve Türkçe ezgilerle eğlenirken çocuklar da kendileri için hazırlanan bölümde oyunlar oynadı.

     

    Etkinliğe katılan kadınlardan Meryem 5 yıl önce Haseke’den Türkiye’ye gelmiş. İlk geldiğinde en büyük zorluğu masraflar ve dil bilmediği için yaşadığını söylüyor. Özellikle hastanelere gitmekte çok zorlandıklarını söyleyen Meryem, insanların yaklaşımını sorduğumda ise şu yanıtı veriyor:

    Ortak bir dil olmadığı için ve düşünceler çok farklı olduğu için ilk etapta anlaşamadık. Şimdi ise biraz Türkçe öğrendik artık daha kolay oluyor. Onlar bize adetlerini öğretmeye başladı biz de onlara.

     

    ‘Savaş bittikten sonra dönmek istiyorum’

    ‘Suriye’ye dönme hayalin var mı?’ diye sorduğumda ise hemen; “Savaş bittikten sonra gitmek istiyorum tabi ki. Bizim evimiz orada, ailemiz orada” yanıtını veriyor.

     

    Meryem’in 4 erkek çocuğu var. Hepsi de çok iyi Türkçe biliyor. Öyle ki uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduğumuz Hüseyin, annesi ve babasına tercümanlık yaptığını söylüyor pek çok yerde. Burada mutlu olduğunu da ekliyor Hüseyin, okulunu ve gittiği tiyatro kursunu anlatırken.

     

     

    Çocuklarının okulda bir ayrımcılıkla karşılamadığını söyleyen Meryem, “Hatta öğretmenleri Suriyeli olduklarına inanmadılar ilk başta çok iyi Türkçe konuşuyorlar çünkü” diyor.

     

    Korkusu ise ilerde çocuklarının eğitim masraflarını karşılayıp karşılayamayacağı.

     

    Şam’dan Kamişlo’ya oradan İstanbul’a göç yolu

    Toplum Merkezi’nde tercüman olarak çalışan Rojin ise Türkiye’ye geleli 5-6 yıl olmuş.

     

    Savaştan kaçarak buraya geldiklerini belirten Rojin, bu süreci şöyle anlatıyor:

    Önce Şam’dan Kamişlo’ya gittim ailemin yanına. Eşim çalışmak için Türkiye’ye gitti. Ben çocuklarla kaldım. 2 ay boyunca elektrik, su yok, ekmek çok zor bulunuyor. Çok zor şartlarda yaşadık. Eşim bunları duyunca bizi de çağırdı ve böylece geldik.

     

    Türkçeyi çok akıcı konuşmasını ise şöyle açıklıyor Rojin:

    Ben küçükken Türk kanalları izlerdim hep Kamişlo’da. Hayalim vardı benim Türkiye’ye gelmek gibi. Ama buraya gelip bu kadar kalacağım aklıma bile gelmezdi. Sadece sınır var hemen yanımız Mardin’di. Türkçe konuştum sınırda da askerlerle. Türkçeyi televizyonlardan özellikle Şaban filmlerinden, şarkılardan öğrendim.

     

     

    ‘İnsanların bakışlarından korktum’

     

    ‘Hayalindeki gibi miymiş?’ diyorum hemen Rojin’e ve anlatmaya başlıyor ilk geldiğinde duyduğu korkuyu:

    İlk geldiğimizde çok korkuyordum. Sabah kalkınca camdan insanlara bakıyordum. Nasıl giyiniyorlar, nasıl davranıyorlar diye. Bana nasıl bakacaklar diye düşünüyordum. O bakış var ya, ben ondan çok korktum.

     

    Taşındıkları mahallede ilk etapta hiç Suriyeli olmadığını dile getiren Rojin, komşuların kendisine çok yardım ettiğini belirtiyor.

     

    Taşındıktan 2 hafta sonra ise kızı çok hasta olmuş ve kimlikleri olmadığı için hastanedeki her işlemleri para vererek yaptırmak zorunda kalmışlar ve çok zorlanmışlar. Neyse ki kızı iyileşmiş.

     

    Kimlikler çıktığı zaman işlerinin daha kolaylaştığını söylüyor ama zorluklar hala devam ediyormuş. O zorlukları şöyle anlatıyor Rojin:

    Mesela bir ev kiraladığın zaman acaba komşular nasıl olacak, isteyecekler mi, baskı yapacaklar mı, ilişki nasıl olacak sürekli bunları düşünüyorsun.

     

    Bir veli: ‘Ben Suriyelilere hediye almam’

    3 kız çocuğu olan Rojin, çocuklarının okulda da ayrımcılığa uğradığını belirterek şu örneği veriyor:

    Kızlarımın hepsi ilkokulda öğrenci ve yavaş yavaş hissediyorlar ayrımcılığı. Yılbaşında çocuklar okulda birbirlerine hediye alacaklardı. Benim kızım çok sevindi arkadaşına hediye alacağı için. O da hediye bekliyordu. Ama arkadaşının annesi demiş ki ‘Suriyeliler için hediye almayacağım’. Büyük kızım sokakta gidip oynuyor. Ama diğerleri korkuyorlar. Çünkü biliyorlar ‘siz Suriyelisiniz’ diye dışlanacaklar. Bir tuhaflık olduğunun farkındalar.

     

    ‘Kürt olduğum için farklı muamele gördüm’

    Suriye’ye dönmenin en büyük hayali olduğunu söyleyen Rojin, “Oradan çıktığımdan beri annemi görmedim hiç. 1 sene sonra dönerim diyordum. Ama annem babam diyor ki ‘sakın dönme çok pişman olursun’. Özellikle çocuklarla o ortamda yaşamak çok zor” diyor.

     

    Rojin Suriyeli bir mülteci, olmanın yanı sıra Kürt olmanın da zorluklarını yaşamış burada. “Kürt olduğum için devletteki işlerimde farklı tepkilerle karşılaşıyorum onlar için Araplar daha makbul” diyor ve ekliyor: “Kimlik almak için gittiğimde ilk sordukları ‘Kürt müsün Arap mısın?’ oldu. Savaştan kaçtığım için geldim ben, ne olduğumun ne önemi var?”

     

    ‘Senin gibi insanlar varsa savaş bitmez’

    Kendilerine ayrımcılık yapanlara ‘kimin ne zaman ne yaşayacağını’ bilemezsiniz mesajı veren Rojin, anlatmaya devam ediyor:

    Bankaya para çekmeye gitmiştim, biraz işim uzadı. Arkadan bir kadın hemen ‘Bıktık artık Suriyelilerden. Ülkene git, savaş’ dedi. Ben de ‘Senin gibi insanlar varsa savaş bitmez’ dedim. Bazı insanlar yüzümüze yüzümüze söylüyorlar. Tamam sizin ülkeniz ama başınıza ne geleceğini bilmiyorsunuz ki. Allah korusun sizin ülkenizde de savaş çıkabilir. Ama tabi ki iyi insanlar da var, herkes aynı değil.

     

    Kadınlar üretirken iyileşiyor

     

     

    Kadınlarla birlikte bir dayanışma ağı ören KADAV, 2016 yılından bu yana Sefaköy’deki binada atölyeler düzenliyor. 150 kadınlar yola çıkmışlar şimdi ise bu sayı 300’e ulaşmış.

     

    Tekstil, Türkçe ve tasarım atölyesi halihazırda sürüyor yakın zamanda ise dokuma atölyesinin başlayacağını duyuruyorlar.

     

    Hedefleri arasında kooperatifleşmek var bir de internet sitesi üzerinden kadınların üretimlerini satıp, onların bütçesine katkı sağlamak.

     

    Birlikte üretmenin kadınlara iyi geldiğinin altınız çizen İnci Bacacı, “Üretirken iyileşme, birlikte üretme düşüncesi üzerine tasarım atölyesine başladık.

     

     

    ‘Üretmeleri yeni bir hayat kurmalarını kolaylaştırıyor’

    Savaş psikolojisi ile buraya gelen kadınların o ruh halinden çıkmak istediklerini belirterek anlatıyor:

    Tabii ki onları bir kenara koyamıyorlar ama buraya gelip birlikte üretmek ve dayanışmak onlara iyi geliyor. Zaman zaman tabi aynı tecrübeleri yaşayan kadınlar bir arada olduğu için hatırlayıp duygulanıyorlar ama üretme hali yeni bir hayat kurmalarını kolaylaştırıyor.

     

    ‘Kadınlar artık hayal kuramıyor’

    KADAV’dan Esin Epli’nin kadınlara dair gözlem ve sohbetinde en çok dikkatini çeken noktalardan biri, artık hayal kuramıyor oluşları.

     

    Atölye ve buluşmaların onların üzerinde yarattığı değişimi şöyle anlatıyor Epli:

    Savaştan, göçten etkilenen pek çok kadın ‘artık hayal kuramıyoruz, geleceğimizi düşünemiyoruz’ diyorlardı. Türkiye’deki yaşamla ilgili planlar yapmıyorlardı bir döneme kadar ama artık kadınlar bu dayanışmanın bir parçası olup güçlendikçe, haklarını da fark ettikçe devam etmenin yollarını arıyorlar. Hayal kuruyorlar. Günü geçirmekten öte şeyler yapıyorlar artık.

     

    ‘Başka yere gitmek istiyorlar ama oranın da adı yok’

    Kadınların pek çoğundan ‘savaş gitsin ve gidelim’ cümlesini duyduğumu söylediğimde ise Esin şöyle açıklıyor bu durumu:

    Evet savaş bitsin gidelim diyenler, memleket özleminin farkındalığına varıp dönmek isteyenler var. Ama bunu fark etmeyenler de var. Çünkü buraya bir korkuyla geldiler o korkuyu atıp memleketlerinin iyi olduğu halinin nasıl olduğunu unuttular. Geçmişin bir gerçekliği var. Oraya dair hatırladıkları bazı şeyler var. Evleri, mahalleleri, bakkalları, ağaçlar… Hayallerini bunların üzerinden kuruyorlar ama döndüklerinde onlar yerinde olmayacak. Ve hayallerinden bu gerçeklikte uyanınca kendilerini yıpratıyorlar. Bu yüzden de hayal kurmuyorlar.

     

    İnci ise kadınların döndüklerinde yaşamaktan korktukları hayal kırıklığına değiniyor:

    Çok özlüyorlar ama dönünce aynı şeyi bulamayacaklarına emin oldukları için hayal kuramıyorlar hakikaten. Ne yapacaklarını kestiremiyorlar. Yerleşikte değiller burada da bir ötekileştirme söz konusu. Başka yere gitmek istiyorlar ama o yerin adı yok. Genç nesil daha çok uyum sağladı.

     

    Kadınların çoğunun artık Suriye’den haber almak istemediğini kaydeden İnci, “Çünkü dayanamıyorlar sanırım artık o acıya. Ve geçmişlerinde fluluk önlerinde ise gelecek korkusu var. Biz bile oraya dair bu kadar dertliysek bir de onları düşünün” diyor.

     

    Ama yine de kadınlara dair umutlu.

    Kadınlar çok daha kolay hayatlanıyorlar. Daha umutlu gözüküyorlar. Çocukları için burada olmak daha güvenli çünkü. Dışarıda mesela çok azarlanıyorlar esnaf, pazarcılar neden bizimle böyle konuşuyor diyorlar hep. Burada özgür oldukları için oralara gidip kendilerini incitmek istemiyorlar. Ellerine malzeme verip ‘özgürsünüz’ dediğimde o kadar mutlu oluyorlar ki.

     

    Esin KADAV olarak kadınları hak gasplarına karşı da bilinçlendirip gerektiğinde savunuculuklarını söylüyor.

    Kadınlara bizim zorda olsa kazandığımız haklar var bunlar sizin için de geçerli diyoruz. Bu haklara erişemiyorsamıyorlarsa tabi ki onlar için savunuculuk yapıyoruz.

     

     

    İnci kadınları en çok üzen noktanın hemcinslerinden gördükleri ayrımcılık olduğunu söylüyor:

    Bize hiçbir şey bilmiyormuşuz gibi davranmalarına çok üzülüyoruz’ diyorlar. En çok dayanışmayı kadınlardan bekledikleri için onlardan negatif bir tepki geldiğinde çok üzülüyorlar. Bir de tabi tacize uğrayanlar da var. Zaten savaş başladığında orada çok çok kötü şeyler yaşayıp gelmişler. Bir de burada…

     

    ‘Savaşın ilk kaybedeni kadınlar oluyor’

    8 Mart arifesinde tüm kadınlara dayanışmayı yaygınlaştırma çağrısı yapan Esin, “Haklarımıza sahip çıkmak gerekiyor. Onları anlayıp anlatıyor olmak lazım. Her kadın bir köşesinde tutmalı bu dayanışmanın” diyor.

     

    Savaşlarda en çok zararı kadınların gördüğüne vurgu yapan İnci ise “Savaşları kadınlar çıkarmıyor ama hangi taraftan olursa olsun ilk kaybedeni kadınlar oluyor. O yüzden dayanışmak mühim” diyerek tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyor.

     

    Gazete Karınca