• Paylaş

    KATEGORİ : KADIN

    Eklenme tarihi : 2018-03-09
  • 20 yıldır petro-kimya işkolunda çalışan bir kadın işçiyle konuştuk

    Yaklaşık 20 yıldır petro-kimya işkolunda çalışan, çalıştığı pekçok fabrikada sendikal faaliyete öncülük eden, bu yıllar içinde biriktirdiği deneyimle hayatını da iş ve ev arasındaki cendereye sıkıştırmayacak kanallar açan bir kadın işçiyle işçi kadın olmayı, toplumsal cinsiyet rollerini, kadının kadına yaklaşımını, sendikalı olmanın sonuçlarını … konuştuk.

    Alınteri: Bize kendini tanıtır mısın?

    Kadın işçi: Adım Emek, evliyim. Vardiyalı çalışıyordum, hamile olduğum için 6 ay kadar sürekli gündüzde çalışacağım ama döndüğümde yine vardiyalı çalışacağım. Üç vardiya tabii sıkıntılı, evli biri için daha da sıkıntılı, şimdi bebek olacak, çok daha sıkıntılı…


     

    Ben, plastik sektöründeki bir fabrikada günde 8 saat çalışıyorum. Koşullarımız diğer arkadaşlara göre biraz daha iyi çünkü sendikalıyız, kadroluyuz, aman aman bir gelecek kaygımız yok. Ama tabii ki işin stresini, mobbingleri herkes gibi biz de yaşıyoruz. Ben yaşamıyorsam yanımdaki yaşıyor. Onun dışında, tiyatroyla ilgileniyorum. Çocuk gelecek, onun kaygısı var şu an.

     

    Alınteri: Toplumda kadın olarak yaşamanın avantajları/dezavantajları neler sence?

    Kadın işçi: Kadınsan, 1-0 yenik başlıyorsun bu hayata zaten. Gelmiş geçmiş en aydın kesimin erkek çocukları bile çok feodal olabiliyorlar. Bir yerden olmasa başka yerden oluyor yani. Ben sosyalist biriyle evliyim ama eve gittiğim zaman yemeği ben yapmak zorundayım, benim gözümün içine bakılıyor, karşımdaki yorgunum diyebiliyor. Ben “Hadi bugün yemeği sen yap” deyince “Tamam bugün ben yapayım” diyor; adı ‘bugün ben yapayım’ yani iyilik yapmış oluyor. Ki bunu ben yaşıyorum, neler neler yaşayan kadınlar var! Bir de çocuk olunca; hem evi yönet, hem işyerini yönet, hem çocuğunu yönet… Her yerden baskın karakter sensin ama en ezilen karakter de sen oluyorsun. Bunu herkes yaşıyor, yaşamayan var mı, ben hep sorguluyorum.

    Erkek egemen bütün toplumlarda kadınların yeri yok pek fazla. Kadınsan yok sayılıyorsun, çünkü işe yaramazsın. Beyinsizsin, düşünemezsin; düşünsen bile senin düşünmekten önce yapacağın çok iş var, ona zaman kalmayacak, verimli olamayacaksın. Sana mesaiye kal denecek, çocuk evde diyeceksin; çocuğa bakacaksın, ne yemek yaptın denecek…

     

    Alınteri: Geçirilmeye çalışılan tecavüz-çocuk evliliği yasası ve en son tecavüzle zinanın aynı kefeye konmaya çalışılması girişimleri hakkında düşünceleriniz neler? Etrafınızdaki insanların bu konular hakkındaki yorumları nasıl?

    Kadın işçi: Kadın erkek herkes konuşuyor, kendine göre çözüm bulan da var; “Devlete bırakmam karşıma çıksa ben cezasını veririm” bilmem ne… Ama kimse devleti sorgulamıyor, yasaları sorgulamıyor. Face’te şurada burada ‘idam yasası’nı övüyorlar. Ama bugün idam yasası çıkarsa ilk seni beni asacaklar, kimse bunun farkında değil. Bunu en yakınımdaki insanlar bile söylüyor. Aslında öyle bir yasan olmalı ki adam cesaret edememeli. “Asarım, keserim, öldürürüm” diyenler neden yapamıyor, çünkü adam öldürmenin cezası ağır, caydırıcı. İnsan öldürmenin de iyi hal indirimi tacizcilere, tecavüzcülere yapılan kadar uçuk olsa herkes insan da öldürür. “Kravat takarım, pişmanım derim, tahrik etti derim, salarlar...” der herkes.

    Takım elbiseyle geldi diye iyi hal indirimi uygulamak ne demektir ya? Böyle bir anlayış olabilir mi? Tecavüzcü sapık mahkemede uslu durdu, kravatı da var diye 10 yıllık cezayı “5 yıl verelim, hatta 4 buçuğa indirip erteletelim” denir mi?

    Toplumsal ahlak anlayışı çökmüş durumda, insanların psikolojileri bozuk, ne yapacağını ne edeceğini bilemiyor haldeler. Çünkü kendilerini hayatta bir yere koyamıyorlar, onun sapkınlığı bence bu. Tamamen o tecavüzcünün suçu değil bu; o da hayatını yaşayamıyor, elinde olan bir cinsel dürtüsü var, onu yaşayacak ama sana bana yapamaz, gidiyor el kadar çocuğa saldırıyor. Kendisinden zayıf olan kim varsa ona yapıyor. O kadar reziller ki; kadına, çocuğa, kendi cinslerine, kedilere, köpeklere, banklara, damacanalara tecavüz ediyor bu insanlar.

    Ben bunu gerici Müslüman anlayışa bağlıyorum. Dinin özüne bir lafım yok ama sapık olan yapacağını yapıp sonra kitaptan da bir laf bulup kendini aklıyor, vicdanını rahatlatıyor. Yok efendim peygamberin de bilmem kaç tane karısı varmış, yok efendim 9 yaşındaki kız çocuğu helalmiş… Dini en ahlaksızca yaşayan sapıklar, bunların arkasına sığınıyor. Araştırmıyor, bilmiyor, televizyonda gördüğü sakallı cüppeli bir adamın içindeki sapkınlığı meşrulaştırıcı bir laf söylemesi yetiyor. Kimse tepki de vermiyor. Ancak sen ben tepki veriyoruz ama yeterli değil.

    Düşün ben hastalıklı bir ruha sahibim, 9 yaşındaki biriyle evlenmek istiyorum ama o benimle evlenmek istemiyor. Hiç istemiyor beni. Ben gider tecavüz eder bir güzel evlenirim onunla, kimse de buna bir şey diyemez. Bunu yapan adamı bile haklı çıkarıyor yasalar.

    Bütün yasalar erkeklerden yana.

     

    Alınteri: Fabrikada sendikalı olduğundan bahsetmiştin. Sendikanın fabrikaya giriş zamanında sen fabrikada çalışıyor muydun, o dönemden biraz bahseder misin?

    Kadın işçi: Ben 12 yıldır orada çalışıyorum. Sendika gireli ise 11 yıl oldu, ben işe başladığımda sendika fiili olarak fabrikadaydı, son üyelikler yapılıyordu. Sendikal anlamda çok genç bir fabrika ama kısa zamanda sendikayla beraber güzel işler yaptık.

     

    Alınteri: Peki sendikalaşmanın kadınların özelinde ne gibi yararları oldu?

    Kadın işçi: Mesela mobbing yasasını geçirdik, eş çalışma durumlarında aile geçim indirimini kadının almasını sağladık. Sendika olarak eşitlikçi bir sendikayız. Bir dönem ben de sendika temsilciliği yaptım, ilk -ve galiba son- kadın temsilci oldum.

     

    Alınteri: Fabrika yaşantısında kadınların yaşamına değinebiliriz. Bir kadın işçinin işyerinde yaşadığı zorluklar/kolaylıklar neler?

    Kadın işçi: Burada kadınların kadınlara yaptığı cinsiyetçilik de önemli bir yer tutuyor. “Erkektir yapar” zihniyeti kadınlarda o kadar fazla var ki... Genelde bizi kamçılayan kendi kadınlarımız.

    Mesela Perşembe günü 8 Mart. Yılda bir gün kadınları çağırıyorsun, hem de sendikal örgütlü kadınları, halihazırda örgütlü olan bir yerden yani. Eğer o anlayıştaysan o örgütlülüğün ekmeğini yiyorsun. Sendikalı olduğun için eline ciddi bir para geçiyor. Başka bir yerde çalışsan 1500 liraya çalışır, kıt kanaat geçinir, evine gidersin. Sendikayı övdüğümden değil ama sana böyle haklar sağlayan bir sendikanın yılda bir gün etkinliğine katılma cesaretini bile göstermiyorsun. Bu çok büyük bir haksızlık. Sahip çıkamıyorsun, hem Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne, hem de sendikana. Göremiyoruz seni bir yerde: Ne alanlarda görebiliyoruz, ne sendikada…

    Ben temsilciyken çok zorlandım mesela. Kadınların “Çocuğum hasta”, “Bugün Cuma pazarım var”, “Misafirim gelecek”, “Eşimle gelsem olur mu?”, “Eşim izin vermez” gibi birçok bahaneleri var. Var çünkü hayatta birer birey olarak var olamıyorlar. Bu benim yaşadığım yerin mutaassıp yapısıyla da birleşince içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

    Biraz sivrilen, burnunu kapıdan çıkartan, hayatta aktif bir birey olarak rol alan kadının da adı hemen kötü kadın oluyor. Ve size kötü kadın etiketi yapıştıranlar erkeklerden de önce kadınlar…

    Biz kötüyüz çünkü biz her gün dışardayız. Ne yapıyoruz biz dışarıda? Dizimizi kırıp evde oturmamız gerek.

    Ben tiyatroyla uğraşıyorum. Haliyle provalarım oluyor, akşam provalara gidiyorum. Gece geç saatlerde eve dönüyorum. 10-11’de eve döndüğümü gören komşularımın soruları bitmiyor. “Ay, yorulmuyor musun?”, “Ay, kocan kızmıyor mu?”, “Hamilesin artık, yeter, bırak bu işleri”… Aslında resmen benim hayatımı yönlendirmeye çalışıyorlar.

    Böyle kadınlar oğlan çocuklarını da bu şekilde yetiştiriyorlar. Bence sorunun asıl kaynağı da burası.

    Ben hamileyim, eğer erkek çocuğum olursa onu kız çocuk yetiştirirmiş gibi yetiştireceğim. Oğlum sen aslansın, kaplansın, parçalarsın bilmem ne demekle olmaz çünkü çocuk yetiştirmek.

    Kadınlar çok sadist. “Ben çekiyorsam herkes çeksin, bana ne” anlayışı o kadar korkunç ki. “Ben dayak yiyorsam o da yesin, benim başıma bunlar geliyorsa herkesin başına da gelsin” diye başka bir kadının çektiği çileye gülen var. Bir kadın, hemcinsinin dayak yemesine “Ne olacak, ben de dayak yiyorum, herkes aynı şeyi yaşıyor” tepkisi vermemeli. Kimse tepki vermiyor yanı başındakine.

     

    Alınteri: Peki sizce kadının kurtuluşu için gerekli olan şey nedir?

    Kadın işçi: Yalnızca kadının kurtuluşunu hedefleyen feminist hareket yeterli değildir. Kadının mutlak kurtuluşu tabii ki sosyalizmde gerçekleşir. Çünkü biz kadın, erkek hep beraber yaşıyoruz. Zaten bu kadar kadın cinayeti, şiddet, taciz ve tecavüz olayı yaşanmasının sebebi toplumun ahlak ve etik anlayışını çürüten sistem.

    Sonuçta aynı sokakta yürüyoruz, aynı işyerinde çalışıp aynı ekmeği yiyoruz, aynı evlerde yaşıyoruz. Buralara geliyoruz, kızlı erkekli aynı derslere giriyoruz. Ayrı düşünmek gerçekten çok yanlış bir zihniyet.

    Kadın, toplumda kendi yerine sahip değil, böyle bir hakkı olduğunu dahi bilmiyor. Bilemiyor. Bilmesini de istemiyorlar.

     

    Alınteri: Biraz da 8 Mart’ın anlam ve öneminden bahsedebilir miyiz?

    Kadın işçi: Çok basit bir şekilde anlatayım. 1857 yılında o insanlar yanmış. Bir hak uğruna canlarını bedel olarak vermişler. Şu an bile bize çok gelen 8 saat çalışma için.

    Ve biz buna bile sahip çıkamamaya başladık. Taşeronlar, zorunlu mesailer, geçici işçiler, kiralık işçiler… Adımızı bile lekelediler. “Kiralık” işçi gerçekten kötü bir kavram. Onun bile farkında değiliz.

    Kadınlara da yapıyorlar bunu. Onlar da sanıyor ki, “Çalışıyoruz, temiz bir para alıyoruz”, gerisi çok da umurlarında değil. Aslında yedek onlar. Çalışamayan bir arkadaşlarının yerini dolduruyorlar. Bir gün işe git, ikinci gün git, üçüncü gün eğer iş yoksa gitmiyorsun. Patron için ekstrasın, fazlalıksın. Çünkü senin geleceğinmiş, hayallerinmiş, geçim sıkıntınmış, bunlar onun hiç umurunda değil. Makinenin bir parçasısın sen, bugün sökerim, yarın takarım diyor.

     

    Alınteri: Sizce çalışma hayatındaki kadına, devlet ve patron ne gözle bakıyor?

    Kadın işçi: Kesinlikle erkeğe baktığı gözle bakmıyor. Erkek her türlü çalışmak zorundayken kadın az önce bahsettiğim kiralık işçi gibi, olmasa da olur hatta bazı zamanlarda olmasa daha iyi olur. Kadın hasta olur, hamile kalır, çocuğuna bakar, çocuğu hastalanır, adet olur…

    Bu yüzden genelde patron tarafından ödüllendirilen erkek olur. Kadroya alınır, yüksek maaşla çalışır. Kadından da belki elektrik su faturasını ödemesi, en iyi ihtimalle bir kirayı üstlenmesi istenir. Ha bunları da yapmasına fırsat verilmiyorsa “Sen evinde otur, çocuğuna bak. En kutsal, en güzel şey analık” deyiverirler ve analığın parayla kıyaslanmayacak kadar yüce bir şey olduğunu söylerler.